Genetik mühendisliği tarafından genleri değiştirilerek hayvanlara özel olan "ışıma"yı sağlayan bir tütün bitkisi

Genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) ,

Çeşitli genetik müdahale yöntemleri ile genetik yapısına bitkilerden veya diğer canlılardan elde edilen gen ya da gen gruplarının aktarıldığı gıdalara genetiği değiştirilmiş gıdalar denilmektedir. 1980’li yılların başında laboratuar düzeyinde başlayan çalışmalar geliştirilmiş 1990’ların ortasında ilk genetiği değiştirilmiş gıda pazarına sunulmuştur.  Bu ilk gıda maddesi herbist dirençli soya fasulyesidir.

1991 - 1998 yılları arasında Avrupa Birliği Komisyonu kararıyla 18 genetiği değiştirilmiş gıdanın piyasaya sunulmasına karar verilmiştir. Ancak 1990’ları ikinci yarısında genetiği değiştirilmiş gıdalar hakkında özellikle Avrupa ülkelerinde çeşitli şüpheler uyanmış tüketicilerin bu tür gıdalara güveninde azalma meydana gelmiştir.

Amerika Birleşik devletlerinde, araştırmalar ileri düzeye çıkmış ve elde edilen ürünler Avrupa’nın tersine yaygın bir şekilde tüketicilere sunulmuştur. Özellikle yabani ot mücadelesinde kullanılan kimyasallara (herbisit) toleransı viral enfeksiyonlarda direnci ve böcek direncini amaçlayan gen değişimleri üzerinde yoğunlaşılmıştır. Bu teknik günümüzde daha çok bitkisel gıda üretiminde kullanılmaktadır. Mısır, patates, soya fasulyesi domates, buğday, pirinç gibi gıdalarda bu teknik yaygınlaşmıştır.

A.B.D.’de yaşayan insanların çoğu 1990’lı yılların ortalarından itibaren gen aktarımı yapılmış gıdaları tüketmektedirler. Pizza, cips, kurabiye, dondurma, salata sosu, glikoz ve kabartma tozu da dâhil olmak üzere süper market raflarındaki işlenmiş gıdaların %60’ından fazlası genetiği değiştirilmiş organizmaları içermektedir.

A.B.D. ile birlikte birkaç ülke daha bu konudaki çalışmalara ağırlık vermektedir. Buna bağlı olarak GDO tekniğini geliştiren tohum ve ilgili teknolojik alanlarda araştırmalara kaynaklar ayıran sınırlı sayıda ülkenin, gelecekte pek çok ülkenin tarım ve hayvancılığında söz sahibi olacaktır. Özellikle nüfusu kalabalık ve bu sektöre kaynak ayırmakta gen kaynaklarını korumakta yetersiz ülkeler bu durumdan çok daha fazla olumsuz etkileneceklerdir.Olumlu ve olumsuz etkilerini özetlersek;

v  Geliştirmek için pek çok özellikten yararlanılabilir sadece herbisitlere, insektlere direnç değil, aynı zamanda susuzluğa tuza vb. özelliklere dirençli tohumlar sağlamak mümkündür.

v  Hızlı ve maliyeti düşük bir tekniktir.

v  İstenen değişiklikler birkaç nesilde sağlanabilir.

v  Karakter seçiminde büyük bir kesinlik sağlar.

v  Çeşitli etkenlere dayanıklılığın artmasına bağlı olarak pestisit vb. kimyasal maddelere ihtiyaç azalmakta, bu tür maddelerin çevrede birikme riski azaltılarak çevre korunmasına katkı sağlamaktadır.

v  Bazı ürünlerin olgunlaşması geciktirilebilir veya kompozisyonu değiştirilebilir. Örneğin bu teknikle üretilmiş nişasta içeriği yüksek patatesler derin yağda kızartıldığında çeşitli vitamin ve mineraller açısından zenginleştirilerek çeşitli beslenme hastalıklarının önüne geçilebilir.

 

v  Genetiği değiştirilmiş organizmalara aktarılan genlerin özellikle kültürü yapılan tarım bitkilerinin gen kaynağı olan ülkelerde yabani akrabalarına kaçma olasılığı ve türün doğal gen kaynaklarını kirletme olasılığı

v  Doğal dengenin bozulma endişesi

v  Genetik çeşitliliğin azalmasına yol açma olasılığı

v  İşaret genlerinin gıda tüketimi sonucunda insan sindirim sistemindeki bakterilere geçme olasılığı

v  Alerjik reaksiyon tetikleme eğilimi

v  Genetiği değiştirilmiş organizmalarda ve tüketicilerde metabolizma değişimi

v  Genetiği değiştirilmiş gıdalarda toksin birikimi endişesi

v  Antibiyotik direnci tehlikesi

 

Genetiği değiştirilmiş gıdalar insanlığın açlık problemini yenmesi için yeni ufuklar açma potansiyelindedir. Ancak çeşitli risklerinin olduğu da göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle bu tekniğe gözü kapalı karşı çıkmak veya destek vermek yerine riskleri azaltıcı, kontrolü arttırıcı tedbirler alınmalı ve konu ile ilgili araştırmalar yoğunlaştırılarak biyoteknoloji çağının gerisinde kalınmamalıdır.

 

Hormon ile GDO'ların farkı

İkisi birbirinden tamamen farklı. Hormonlu gıdalarda dışarıdan yapılan hormon uygulamaları sonrası bitkide ya da üründe oluşan hormon kalıntısı söz konusu. GDO'larda ise bitkiye yeni bir özellik kazandırılarak böcek direnci, ilaç direnci, aşırı iklim koşullarına karşı stres direnci gibi özellikler aktarılıyor. Bu tip GDO'larda uygulamanın tipine göre verimi önemli ölçüde artırmak mümkün.

Kimileri, ihtiyatlı olmak iyidir ilkesinden hareketle insan sağlığına etkileri uzun zamanda ortaya çıkabilecek bu uygulamaya mesafeli duruyor. Öncelikle sağlık açısından taşıdıkları muhtemel riskten habersiz olmak ve tarımsal üretimin kaderini çokuluslu şirketlerin ellerine teslim etmek GDO karşıtlarının itiraz noktaları.

Kimileriyse aksine gönül rahatlığı ile GDO'ların sağlığımızı tehdit eden hiçbir tarafının bulunmadığını söylüyor. Savundukları şey ise 'oynanmış gen' dediğimiz şeyin en nihayetinde bir protein olduğu ve bunun sindiriminin ağızda tükürük yoluyla başladığı daha sonra mide ve bağırsakta tümüyle sindirilerek vücuttan atıldığı.

GDO'lu soya: Soya yağı sucuk, salam, sosis, köfte gibi kırmızı etin kullanıldığı ürünler ve et suyu tabletleri, fındık fıstık ezmesi, şiş kebaplar, çikolatalı ürünler, pasta malzemelerinde, süt tozu, hazır çorbalar ile büyük ve küçükbaş hayvanların yemlerinde kullanılıyor. GDO'lu mısır: Nişasta bazlı tatlandırıcılar, gazoz, kola, meyve, mısır yağı, pasta ve baklava gibi ürünler, bebek mamaları, hazır çorbalar ve hayvan yemlerinde kullanılıyor

 

Otuza yakın GDO'lu ürün var ama bunun yüzde 99'unu mısır, soya, pamuk ve kanola oluşturuyor. GDO'lu ürünlerde mısır endüstriyel kullanımın yanı sıra hayvan rasyonlarında ve kanola da tümüyle biyoenerji için kullanılıyor. Yem rasyonlarının en önemli ürünlerinden biri de soya.

Uzm. Dr. Yavuz Dizdar (İÜ Çapa Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Bölümü)

Bebek mamalarında kullanılmayacağına dair savlar dayanıksız. Zira bu mamaların bir kısmı zaten soyadan hazırlanıyor. Nitekim yapılan çalışmalar bebek mamalarının bir kısmında GDO'lu ürünler olduğunu gösterdi. Ortaya çıkabilecek sorunlardan biri de alerjik reaksiyonlar. Farklı genlerin normalde olmayacak yerlere yerleştirilmesi alerjik reaksiyonu tetikliyor. Bu özellikle gıda alerjisi olarak ortaya çıkıyor. Ama başka hastalıklara yol açabileceğine dair kuşkular da var.

Prof. Dr. Selim Çetiner (Sabancı Üniversitesi Doğa ve Mühendislik Fakültesi)

GDO'lar sağlığa ve çevreye zararı olmayan, verimde artış sağlayan daha az kimyasal gübre ve tarım ilacı gerektiren üstelik kurak-tuzlu arazilerde tarım imkânı sağlayan modern tarım teknolojisi ürünleridir. Konuya bilimsel bakan akademi, enstitü, dernek ve kurullar GDO'ların güvenli olduğunu söylüyor. Zaten pazarlama öncesinde yapılan titiz ve dikkatli denetimler sonucunda riskli ürünlerin insanlara sunulması diye bir durum söz konusu olamaz.  ZAMAN

********************

Genetik mühendisliğinin çeşitli teknikler kullanarak yaptığı müdahalelerle kalıtımsal değişikliğe uğrattığı organizmalar günümüzde, İngilizce'de GMO. (genetically modified organism), Türkçe'de G.D.O. (genetiği değiştirilmiş organizmalar) kısaltılmış adıyla ifade edilmektedir. Bu teknikler rekombinant DNA ya da "rekombinant DNA teknolojisi" olarak bilinirler. Rekombinant DNA teknolojisi sayesinde DNA molekülleri tüpte (In vitro), yani canlı organizmanın ya da hücrenin dışında, yeni bir tür yaratmak üzere bir molekül içinde bir araya getirilebilmektedir. Bu DNA da bir organizmaya aktarıldığında değiştirilmiş özellikleri ya da kendine özgü özellikleri olan bir canlının ortaya çıkmasını sağlamaktadır. 

Bu yolla ilk kez 1973’de bir bakteri yaratılmıştır. Bu olay bilimciler topluluğunda bu tür genetik uygulamaların potansiyel tehlikeleri olduğu konusunda kaygılara neden olmuş ve konu Pacific Grove’daki (Kaliforniya) Asilomar Konferansı’nda tartışmalara yol açmıştır. Rekombinant DNA teknolojisini kullanan ilk şirket Herbert Boyer tarafından kurulmuş ve şirket, 1978’de escherichia coli bakterisinin genetik manipülasyon yoluyla, insülin üreten bir türünü yarattığını açıklamıştır.

Sonraki yılllarda bu alandaki çalışmalar artan hızıyla devam etmiştir. Günümüzde bu yolla yaratılan mikroplara transjenik ( rekombinant DNA yöntemleriyle kalıtımsal olarak değiştirilmiş) mikroplar, hayvanlara transjenik hayvanlar, bitkilere ise transjenik bitkiler denmektedir.

Genetik bilgilerinin uygulamaları kısaca şöyle özetlenebilir:

Genetik sayesinde, bazı hastalıkların önceden teşhis edilerek önlenmesinde, kişiye özel ilaç ve tedavi yöntemleri geliştirilebilmesinde önemli gelişmeler sağlanmıştır.

  • 1970’li yıllardan itibaren insülin hormonu, büyüme hormonu gibi insana özgü gen ürünleri diğer canlılarda sentezlenebilmektedir.
  • Koyuna bir insan geni aktarılarak, koyun sütünde bir insan proteinin bulunması sağlanmıştır.
  • Sazan balığı gibi bazı canlıların daha hızlı büyümesi sağlanabilmektedir.
  • Günümüzde, genetik mühendisliği geni bir hücreden diğerine nakledebilmektedir, gen naklinin yapıldığı hücrelerden biri bitki, diğeri bir insan veya hayvan hücresi ya da bir mikroorganizma da olsa. Yani bir böceğin, bir balığın genleri bir bitki ya da mikroorganizmaya aktarılabilmektedir. Örneğin akrebin zehirini üreten gen bir virüse nakledilebilmekte, böcek öldüren bir bakterinin geni de bitkilere nakledilebilmektedir.Böylece, tarım ürünlerine verimin arttırılması, ürünlerin zararlılardan etkilenmemesi gibi çeşitli amaçlarla genetik müdahaleler yapılmaktadır.
  • Böylece, doğada daha önce hiç bulunmayan gen bileşimleri de üretilebilmektedir. (Bir genin farklı bir hücreye nakliyle o hücrenin işlevi artabilir, değişebilir veya salgıladığı kimyasal maddeler farklılaşabilir.) Böylece, şimdiye dek fare,tavşan, koyun, domuz, tavuk, balık gibi birçok hayvan üzerinde embriyonları tek hücre aşamasındayken yüzlerce değişik gen denenmiş ve değişik türler elde edilmiştir. Bu yolla elde edilen yalnızca fare türlerinin sayısı bini aşmıştır.
  • Kısaca günümüzde, bir organizmadaki genler parçalanabilmekte, kopyalanabilmekte, üretilebilmekte ve başka bir organizmaya nakledilebilmektedir.
  • Genetik mühendisliği bugünkü modern biyoteknolojinin temelini oluşturmuştur. İkisi arasındaki ilişki şöyle açıklanabilir: Genetik mühendisliği bilgileri bir ürün elde etmek üzere kullanıldıklarında, ürün ancak biyoteknolojik işlemlerle günlük yaşamın bir parçası olur. İlk biyoteknoloji patenti 1980’de ham petrolü parçalamak amacıyla genetik yapısı değiştirilmiş bir mikrop geliştiren, yani yaratan Dr. Ananda Chakrabarty’ye verilmiştir. Böylece tarihte ilk kez yaratılan bir canlı için patent hakkı doğmuştur
  •  
    Copyright© 2008 Doğu Veteriner
    Tasarım
    Lila Yazılım